BorsaStrateji.com

 

 

Sermaye piyasası mı, sermaye 'ye' piyasası mı?
 
12 Ekim 2008
PAZAR


Geçen hafta borsalar tam anlamıyla felaketi yaşadı. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'ndaki haftalık kayıp yüzde 17,53 oldu, ama hisselerin genel çoğunluğu ortalama yüzde 30 oranında geriledi.
Şimdiye dek dünyanın alışık olmadığı ama bizim 1994-2001 yılları içinde tanık olduğumuz bu likidite krizi öncelikle borsaları yerle bir ediyor. 1994'te yaşadığımız krize bakarsak bir birikimin eseri olduğunu görürüz. Rusya'daki değişim, Körfez Savaşı'nın etkilerinin yansımaları ve hükümetlerin 1990 sonrasındaki popülist uygulamaların kesişmesi krize yol açmıştı. 2001 yılındaki kriz öncesinde ise dünyada emtia fiyatları dip noktasına yaklaşmıştı. 18 Şubat 2001'de tarihe 'Anayasa kitapçığı fırlatma krizi' olarak geçen likidite krizi öncesinde altın fiyatlarının 256 dolara kadar gerilemiş olması ve bir anda Türkiye'den çıkan sıcak paranın etkisiyle faizlerin yüzde 7-8 binli seviyelere tırmanması tesadüf müydü? Yabancılar ve içerideki ortakları daha önce planladıkları bir senaryoyu mu uygulamaya koymuşlardı?

Her neyse, bu iki kriz içinde söylenebilecek şey, hem içeriden hem de dışarıdan koordine edildiği ve planlı olduğu izlenimi vermesiydi. Krizlerin aktörleri ise değişmedi. Bankalar ve likidite sorunları... Bundan 7 yıl önce, krizin ardından Türkiye'ye gönderilen Kemal Derviş'in bir sözünü asla unutmam: "Ayakkabı sektörünün acı olsa da batmasına müsaade edilebilir. Ama bankacılık sisteminin batmasına asla izin verilemez." İster bizim 1994-2001 yılları içinde yaşadığımız bankacılık ve likidite krizi, ister yüzyılın krizi denilen son ve adı hâlâ doğru konulmayan krize bakarsak içinde entrika da var, şirket ve siyasetçilerin savaşları da var. Son yıllarda artan petrol ve emtia fiyatlarının zenginleştirdiği ülkelere bakacak olursak halklarının bu zenginlikten yeterince istifade etmediğini görürsünüz. Son yaşanmakta olan ve adına yüzyılın krizi takılan (bana göre hâlâ yüzyılın en büyük soygunu olan) bu oyunda birilerinin parası adeta dev bir vakum cihazıyla çekiliyor. Japonya ve ABD Doları'nın değer kazanması ve paranın o bölgeye doğru kayması bu yöndeki şüpheleri kuvvetlendiriyor. Oyunun en kilit hamlesi Lehman'ın batmasına izin verilişi ve 850 milyar dolarlık kurtarma(!) planıydı. Enteresan olan, krizin tam da seçimler öncesine denk gelmesiydi. Daha önceki analizimizde de 'ABD'nin bir savaş ekonomisi uyguladığını' özellikle vurgulamıştık. Dikkat ederseniz açıklanan ekonomik veriler o kadar ısmarlama geldi ki, kurtarma planı ABD Senatosu ve Temsilciler Meclisi'ndeki oylamalar öncesi Senato'dakileri uzlaşmaya zorladı.

Bilinenler bunlar... Bilinmeyenler ise bu krizin ne zaman sona ereceği ve bizi de daha kötü etkileyip etkilemeyeceği. Eğer dövizde ve faizde korkulan olmaz ise Borsa'nın 1994 ve 2001 yıllarında yaşadığı büyük düşüşlerdeki kayıplara yaklaştığını görüyoruz. 1994 krizinde Borsa 29 binden 13 bine gerileyerek yüzde 55 kaybettirmişti. 2001 yılındaki krizde ise endeks 20 bin puandan 7 bin puana gerilemişti. Yaklaşık yüzde 65'lik bir kayıp yaşanmıştı. İçinde bulunduğumuz krizin geçen yıl başladığını varsayarsak endeks 58 bin puandan 28 bin puana gerilemiş durumda. Yaklaşık yüzde 52'lik bir kayıp söz konusu. Aradaki tek fark ise dövizde ve faizde şimdiye kadar çok önemli bir sıkıntının olmaması.

Bu krizde en büyük darbeyi alan Borsa yatırımcıları oldu. Düşüşe seyirci kalan kurumlar gerekli adımları henüz atmadılar. Tekrar ediyorum, stopaj oranı kesinlikle en az iki yıllığına kaldırılmalı. Açığa satışlar frenlenmeli. Şüphe uyandıran ve yatırımcıları aldatmaya yönelik yapılan virmanlaşmalar denetlenmeli ve bu uygulamaya son verilmeli. Şirketlerin yaşanan finansal depremde hasar alıp almadığı ve mali yapılarıyla ilgili yeni bilgilerle yatırımcıları aydınlatmaları sağlanmalıdır. SPK kanunları kesinlikle gözden geçirilmeli ve yatırımcıyı koruyan tedbirler artırılmalıdır. Son düşüşle birlikte işlem gören 345 hissenin 125'i nominal değerinin altında işlem görüyor. Zaten Borsa'nın neredeyse yarısını oluşturan şirketler endeksin 5 bin puandaki halini yansıtıyor. Hisse değerleri o denli hızlı eriyor ki, insanın 'Bu piyasa sermaye piyasası mı sermaye 'ye' piyasası mı?' diyesi geliyor.

Dow'da 20 yılın en sert düşüşü

Önceki hafta 10,325 puandan kapanan ABD Dow Jones endeksi, son yirmi yılın en sert haftalık düşüşünü yaşayarak 7.882 puana kadar geriledi. Kapanışı 8.451 puan olan ABD endeksinin bundan sonraki gerilemelerinde en kritik nokta 7.286 puanda bulunuyor. Bu nokta en son 2002 yılının Ekim ayında görülmüştü. Grafiğe dikkat edilirse 7.200-7.500 birkaç kez denenmiş ve o noktada ciddi bir destek oluşmuştu. Belki de bu kritik nokta krizin son bulduğu sinyalinin alınacağı bir gösterge olabilir. Ayrıca bu noktadan kısa süreli de olsa sert bir yükseliş gelebilir. Aksi durumda Dow'un bu noktada da tutunamaması yeni bir felaket senaryosunu gündeme getirebilir. 7.200 seviyesinde tutunulamaması durumunda 6.200 ve 5.000 gündeme gelecektir.

Yatırımcı dolar ve altına yöneldi

Krizin dalga dalga yayılarak Avrupa'yı da sarması ve alınan faiz indirimi önlemlerine rağmen dolar libor oranlarındaki sıçramalar, Euro'nun dolar karşısında 14 ayın en düşük seviyesine gerileyerek paritenin 1,34 seviyesinden kapanmasına yol açtı. ABD ekonomisinin zayıf görünümüne rağmen para dolara, altına ve Japon Yeni'ne doğru hızla yöneliyor. G-7 ülkelerinin hafta sonunda alacakları önlemlerin önümüzdeki hafta nasıl bir etki yapacağı oldukça belirsiz. Zira banka kurtarmak, hisse alımı yapmak gibi geçici önlemlere piyasaların vereceği tepkilerin geçici olacağı aşikâr. Teknik olarak dolar halen yükseliş eğiliminde. Parite 1,32 seviyesini aşağıya kıracak olursa 1,25-1,28 bandına doğru geri çekilebilir.


12 Ekim 2008, Pazar

 

Selim Işıklar/ZAMAN